1 Temmuz 2017 Cumartesi

Son Zamanlarda Aldığım Kitaplar..

Kitap almayı ve tabiki okumayı çok seviyorum. Kitap sayfalarının Reading slump dedikleri ama aslı "okuyamama durumu" olan bir sorunla başım ciddi dertte.
Sanırım şuan 5-6 kitabı birden okuyorum ve maalesef hiçbirini bitirmeye elim gitmiyor.
Aslında bunun bir sürü nedeni var.
En basiti şuan örmem gereken bir oyuncak olması. Bir iş yaparken kitap okumak biraz yorucu olabiliyor. Çünkü ben bir kitaba başladığımda bütün sorumluluklarımı unutabiliyorum. Bu durumda örgüm kalıyor ya da zamanında yetişmiyor ve ben verdiğim sözü yerine getirmemiş oluyorum.
Hal böyle olunca elime aldığım kitaplar bir köşede okunmayı bekliyor. Yani ne kitapsız durabiliyorum ne de adamakıllı alıp bitiriyorum.
Neyse gelelim aldığım kitaplara..
Aslında bu blogda bir sürü kitap alışverişi yazısı vardı ama maalesef moralimin bozuk olduğu
bir gün hepsini sildim.
Hatta diğer yazılarımı da sildim.
O zaman Bismillah diyelim..



Trendeki kız kitabını sanırım iki ay önce almıştım. Aslında olay şöyle olmuştu. Geçen yılın ortalarında Kafes isimli bir gerilim kitabı almıştım. Sonra her zaman yaptığım gibi aldığıma pişman olmuş ve bir kenara bırakmıştım. Ben çok gitgelli  birisiyim, bir anım bir anımı asla tutmaz. O an için almayı çok isterim ama alınca pişman olurum. Neyse gel zaman git zaman bu kitapla (kafes) ilgili güzel yorumlar okumaya başladım ve 'nasılsa elimde var okusam bir şey kaybetmem' deyip okudum ve çok beğendim.
Bu bir iki ay önceydi ve akabinde gerilim kitaplarına sardım.
Trendeki Kız çok ses getiren bir kitaptı ve almasam olmazdı, aldım. Aynı zamanda Kimyager de çok merak ettiğim kitaplar arasındaydı çünkü Stephenie Meyer ne yazsa okurdum nitekim okudum da.. O da harikaydı.
Velhasıl yukardaki kitapları iki üç aylık bir süreçte aldım. Üst kenarında kalp olanlar okuduklarım. Trendeki kıza yapıştırmayı unutmuşum.
Bazen okuduklarımı unutabiliyorum.;)




Aslında bu iki grup ve üçüncü gruptan iki kitap bana hediye.
Ve inanın aldığım en güzel hediye..
Daha önce bana kitap alanları saymazsak tabi..
:)
Büyük oğlumun sınıfında dört yıl sınıf anneliği yapmıştım ve sene sonunda veliler kendi aralarında para toplayıp bana D&R hediye çeki almışlar.
Çok mahcup oldum ama ondan daha fazla sevindim. Bu ömür boyu unutamayacağım ve hep saklayacağım bir hediye oldu benim için.
Hepsine tekrar teşekkürler..
Kitaplarım benim en kıymetlilerimdir..
Üzüldüğümde yüzümü güldüren,
Sevindiğimde mutluluğumu paylaştığım,
Yalnızlığıma ortak..
Arkadaş
ve biraz daha Arkadaş
ve hep ARKADAŞ..
Bazen kitaplardan çıkıp gerçek hayata dönmek can yakıcı olabiliyor.
Çünkü kitaplar hiç üzmüyor.
Tamam bazen üzebiliyor,
O zaman ben yazıyorum sonunu.
Dilediğim gibi..

İşte üst resim ve alt resim bu hediye çekiyle alındı.
Aslında çok düşündüm ne alsam diye..
Önce en çok almak istediğim kitapları alayım dedim ama sonra onları nasılsa alacağım için merak ettiğim ama öncelik vermediğim kitaplara gitti elim.
Cengiz Aytmatov'un bütün kitaplarını topluyorum. Bir tane tadımlık attım sepete.
Diğerleri de merak ettiklerim. En kısa zamanda okumayı düşünüyorum.




Ve evet Pegasuslar..
En pahalı yayınevlerinden biri, alacağım zaman iki kere düşünüyorum. Kapak, kağıt ve çeviri kalitesi güzel ama yine de o kadar parayı hak ediyor mu bilemedim.
Gerilime merak sardığım için tercihimi Pegasus yayınlarından yana yaptım.
Hepsinin harika olduğuna eminim çünkü Pegasustan okuduğum hiçbir kitap beni yanıltmadı.
En üstteki sarı kitap biraz John Green tarzıymış, o yüzden aldım.
Yazarın tarzını seviyorum ve aynı tarz kitaplar arıyorum..




Klasik kitaplarda genelde Türkiye iş Bankası Kültür Yayınları ve Can yayınlarını tercih ediyorum.
Üstteki dört kitabı daha önce almıştım Sefilleri Hediye çekiyle aldım.
Sefiller benim için çok değerli bir kitap çünkü bana okumayı sevdiren kitaplardan biri.
Eskiden çook eskiden ben babamın konfeksiyonunda çalışırken radyodan sesli kitap dinliyorduk.
Aslında konfeksiyon hikayesini de anlatırdım ama o uzun..
Neyse işte her gün bölüm bölüm okuyor adam. Kitap tabi ki de Sefiller. Ben duyabilmek için makinayı susturuyorum, çalışmıyorum  falan.. Baktım olmuyor, ya duymuyorum ya kaçırıyorum bide bölüm beklemek zor. Gittim kitabını aldım. Tabi o zamanlar kitap konusunda pek bilgim yok rastgele aldım bi yayınevinden. Okudum, harikaydı.. Sonra çizgi filmini  defalarca izledim.
Benim için yeri çok ayrı.
Uzun zamandır tam metnini almayı çok istiyordum bu vesileyle almış oldum.
Genç Werther'in Acıları'ndan bahsetmeden edemiycem.
Ah be Werther tükettin beni, resmen bunalıma soktun.
:)
Çok yazdım
sanırım bu kadar yeter.
Kitapları okudukça yorumlarını yazarım.
Belki.
:)

Güncelleme: Reading slumptan çıktım.😄
Ama beni Reading slump a sokan kitaplarla. Pegasus beni ilk kez yanılttı. Her şeyin Başlangıcı evet biraz John Green tarzıydı. Daha doğrusu karakterler öyleydi ama sevemedim. Kitap çok durağandı. Günlerce elimde süründü.

Karanlık Sular da öyle.. Trendeki kızla bu kitabı aynı kişi mi yazmış. Cidden mi? 
Sevmedim. Benim aklıma takılan yerler vardı, kitap eksik kalmış, olmamış. Yazarcım otur '0'.

Sonra gelelim Antabus'a 
Çok övüldü ve evet övüldüğü kadar vardı ama çok küfürlüydü. Okurken çok rahatsız oldum fakat Leylayı sevdim. Bir ara kızsam da sevdim. 
Gazetelerin 3. Sayfa haberlerini öylece çevirip geçmeyin. Düşünün bi 'neden' diye.
Ve etrafınızdaki şiddete sessiz kalmayın. Çünkü bazı şeyler "aile içinde olur öyle" demek kadar basit değil. Aile içinde olmaz öyle şeyler, olmamalı..




Hakkımda Bilmedikleriniz..

Kitaplar konusunda biraz takıntılı olduğum doğrudur.  Hatta bu konuda fazlaca mükemmeliyetçi olduğumu farkettim ki bu çoğu zaman zorlayıcı olabiliyor.
Çok fazla kitap ayırt etmem. Hemen hemen her tarzı okurum -siyasi kitaplar hariç-.
Yine de okumaktan en bi zevk aldıklarım
 - duygu durumuma göre değişse de-
Polisiye-gerilim, fantastik ve maceradır.
Dram tarzı ağlak kitaplardan çok hoşlanırım ve bütün klasiklerden
 ( Viktor Hugo favori yazarımdır)..
Bunlara ek olarak araştırma kitaplarını çok severim. En çokta İslami kitapları..

Şimdi gelelim takıntılı olduğum durumlara
Yazar, yayınevi, kitap sırtı konusunda çok hassasım. Mesela
Bir yazarın kitabını aldıysam o yazarın diğer bütün kitaplarını aynı yayınevinden almaya çalışırım. Kitaplıkta yan yana koyduğumda sırtları belirli bir düzen içinde olmalı. Eğer o yazarın kitaplarının bir kısmı farklı bir yayınevinden çıktıysa ya da yayınevi kendi sembolünu değiştirdiyse bu benim canımı sıkar.. Bakınız şekilde görüldüğü gibi..O Ötüken yazısı gözüme batıyor.




Okumayı çok istediğim yazarların önce bütün kitaplarını toplarım ve yazılış sırasına ya da konu bütünlüğüne göre okumayı tercih ederim.
Şu sıralar Viktor Hugo dan Deniz işçileri isimli kitabı arıyorum. O olmadan Sefilleri (tekrardan) okuyamıyorum ☹️

İkinci el kitaptan hiç hoşlanmam. Aldığım kitaplara önce ben dokunmak isterim.

Kitaplarımı ödünç vermeyi sevmem ve genelde vermem.

Sipariş ettiğim kitaplarda hasar çıkarsa bu beni çok kızdırır ve bu hasar kapaktaysa daha da çok öfkelendirir.




Edebi içerikli ya da eğlencelik kitaplarımı asla çizmem fakat buna mukabil araştırma kitaplarımı çizmeden okuyamam.

Ayraç kullanırım, sayfa köşesini asla katlamam. Kitaplarımı çok fazla açmadan hatta bazen sadece 60°lik açıyla okurum.
Kapağı asla arkaya katlamam😱😨

Kitap okurken genelde ayraçla oynarım. Elim boş kalırsa eksik hissederim.

Hafif mırıltılı okurum 😳 tamamen içimden, dudaklarımı kıpırdatmadan okuyunca nefes almayı unuturum ve boğulacak gibi olurum. 🙊🙊

Aynı anda iki üç kitap başlarım, birinden sıkılırsam diğerine geçerim.

Genelde aynı yayınevlerinden alırım. Bilmediklerime pek bulaşmam. İlk tercihlerim
Türkiye iş bankası kültür yayınları
Can yayınları
Sel yayıncılık
Ötüken neşriyat
Tahlil yayınları
Beyan yayınları
Pegasus yayınları
Vs...

Kitap alacağım zaman genelde bende olan yazarların kitaplarına bakarım. Ne kadar farklı yazar o kadar raf karmaşası.

Cep boy kitaplardan hoşlanmam, ebatları farklı ölçülerde kitaplardan hoşlanmam
 - en değil boyu kastediyorum-
Bazı kitaplar aynı yazar, aynı yayınevi olmasına rağmen farklı uzunluklarda olabiliyor. Ya da bir serinin iki kitabı başka bir kitabı başka harf karakteriyle yazılmış olabiliyor.

İki kitapta aynı yazara ait ama biri ciltli diğeri karton kapak. Neden ?


Şimdi bu kitaplar aynı yayınevine ait ama ilk iki kitabın kapağı gayet sade ve güzelken üçüncü kitap neden farklı.. Hatta aynı yazarın başka yayınevinden bir kitabı daha var tam bir facia😱

Kitap seçimlerimin eleştirilmesinden hoşlanmam!  Sonuçta ben çocuk değilim değil mi,kendi tercihlerimi yapabilirim. Bu kimsenin hakkıda değil, haddi de. 😊
Özellikle " kitap okumaya vakti olmayan" insanların karşımda ahkâm kesmelerine tahammül edemem.😄

Kitaba verdiğim paraya acımam. Yinede bazı yayınevlerinin gereksiz pahalı olduğunu düşünürüm.
Mesela Pegasus..

Kitaplar kadar defterlerden de hoşlanırım. Evde binlerce defter olmasına rağmen  yine de yenilerini alırım.

Konuyla ilgisiz ama yazdan çok kışı severim.

Yeni bir hobi edindiysem tüm malzemelerinin eksiksiz olmasını isterim. Benim için acemi işi malzeme yoktur. En iyisini almadan o işe başlamam. Çünkü basit ve başlangıç malzemesi dedikleri şey ucuz ve kalitesiz olduğu için o işten zaten hayır beklemem. Yaptığım işe her zaman değer veririm ve kaliteli malzemeden asla ödün vermem.


Kitap almak bende hastalık oldu, okumasam bile almak beni mutlu eder.
Okunacak bir sürü kitabım var.
Benim için en iyi hediye kitaptır.
Bana kitap alabilirsiniz 😆😆

Kitaplarımı internetten sipariş ederim hem daha ucuz  hemde kargo bekleme heyecanı bir başka güzel oluyor. Hediye gönderen siteleri tercih ediyorum. Bir numarada tabiki Babil.com var.

Aklıma gelenler şimdilik bu kadar..



21 Mart 2017 Salı

Peygamber'in Aynaları



Uzun zaman olmuş. Anladım ki blog yazmak bana göre değilmiş. Hiçbir zaman düzenli olamadım zaten. Ne yaptığım programlara uydum ne de hedeflerime ulaşabildim. Olsundu.
Uzunca bir zamandır kitap okuyamama durumu ile karşı karşıyayım.
Eskiden günde bir kitap bitiren ben gitti.
Yerine ayda bir kitabı zor bitiren bir ben geldi.
Bir süredir yeni kitapta alamıyorum. 
Eşim dedi ki:
"Önce elindekileri bitir. Sonra istediğini alalım."
Elimde yaklaşık 50 kitap var okunacak ve onlar beni içinde bulunduğum okuyamama durumundan çıkarmıyor. Nasıl bitsin ki.
İşte bu bir kısır döngüdür. 😢😢

Yine de okuduğum güzel kitaplar yok değil.
Bakınız 👆 fotoğraf
Ali Ural'ın Posta kutusundaki Mızıka isimli eserini çok duydum ama itiraf ediyorum fazla ilgimi çekmedi.
Peygamber'in aynaları ise tam anlamıyla beni benden aldı.
Şiirsel bir dille yazılmış. 
Şiirle pek aram olmamasına karşın sevdim.
Konu zaten harika.
Sahabe hayatı okumayı çok seviyorum.
Anlatılan güzel olunca anlatana pek bakmam ama burada yazarın hakkını da yemek istemem tabii.
😄😄
Velhasıl
Bu kitaptan üç beş tane alıp eşe dosta hediye etmek istiyorum.
Sizler de gönül rahatlığıyla alıp okuyabilirsiniz.

Alıntı yapayım dedim ama o kadar çok yeri çizmişim ki karar veremedim.
😄😄😍

Alın okuyun siz.





12 Temmuz 2015 Pazar

Banyan Ağacının Gölgesinde..






7 yaşındaki Raami için çocukluğunun yıkıcı sonu babasının gün ağarmadan eve dönmesiyle başlar. Babası, Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh sokaklarını istila eden iç savaşın ayrıntılarını beraberinde getirir. Çok geçmeden ailenin muazzam derecedeki imtiyazlı dünyası devrim ve zorunlu göç karmaşasına karışır.

Sonraki dört senede Raami, ailesinin ölümü, açlık ve acımasız zorunlu çalıştırmaya göğüs gererken, çocukluğundan kalan tek bir ize dört elle sarılır. Babasının ona anlattığı hikâyeler ve şiirler. Hafızanın dertten ve idam için bir gerekçeden başka bir işe yaramadığı sistematik bir şiddet ortamında Raami, olasılık dışı bir hayatta kalma mücadelesi vermeye başlar.

Yazarın sıra dışı dil yeteneğini gözler önüne seren Banyan Ağacının Gölgesinde, hikâye anlatmanın üstün gücünü ortaya koymakla beraber insan direncinin ustaca anlatılmış bir öyküsünü sizlerle buluşturuyor.
(Tanıtım Bülteninden)



Böyle harika bir kitabın nasıl katledildiğini Aspendos yayınları sayesinde görmüş olduk. Gerçekten yok böyle bir şey. 

500 sayfalık kitapta onlarca belkide yüzlerce harf hatası vardı. Bir çok kelimeyi hatta bazen cümleyi tekrar tekrar okumam gerekti. :(
Çok sinir bozucuydu. Bir müddet Aspendos yayınlarından uzak durmam gerekecek.

Kitapla ilgili fazla yorum yazmıyorum. Alın okuyun o derece güzel. Yazarın kalemine bayıldım. Konu zaten gerçek yaşam. Çok  ama  çok ağladım. :( Normalde fazla ağlayan biri değilim. Sadece duygulanırım, gözlerimden yaş akar falan ama öyle zırıl zırıl ağlamam. Bu kitap beni bitirdi ya ...

Hala üzgünüm. Keşke böyle şeyler yaşamak zorunda olmasak....

Raami seni çok seviyorum.. Sendeki nasıl bir akıl.. Senin için hem üzgün hem mutluyum..

Düşüncelerin beni bazen güldürdü bazen düşündürdü ama çoğu zaman hüzünlendirdi..

Hala almadıysanız lütfen alın ve okuyun.. Gerçekten harika bir kitap...


Yazarcım sen yaz ben okurum...



Herkese  mutlu bir hafta dilerim. 





18 Haziran 2015 Perşembe

Incarceron - Catherıne Fısher


ARKA KAPAK

BU HAPİSHANE CANLI
Bir hapishane hayal edin:Öyle büyük ki içinde hücreler ve koridorlar,ormanlar,şehirler ve denizler var.

Bir mahkum hayal edin :Belleği yok, Dışarı'dan geldiğine emin,oysa Hapishane yüzyıllardır kapalı ve şimdiye kadar oradan kaçabilen yalnızca bir kişi var.

Bir kız hayal edin: Bir malikanede,zamanın yasaklandığı bir toplumda yaşıyor, bilgisayarlarla yönetilen bir 17. yüzyıl dünyasına kapatılmış,istemediği bir evliliğe mahkum, hem korktuğu hem de gerçekleşmesini arzuladığı bir suikast komplosuna karışmış.

Biri içeride,diğeri dışarıda...Ama ikisi de tutsak.

ıncarceron'u hayal edin.

Hem ürkütücü hem çok çekici ve bağımlılık yapacak yeni bir serinin başlangıcı.


YORUMUM..

Aslında arka kapakta her şey anlatılmış.
Yalnız arka kapağı okuduğum zaman,kitabın gerilim yüklü olduğunu düşünmüştüm.
Kitabı okuyunca anladım ki yanılmışım.
Öyle ürkütücü sahneler yok.
Olmaması benim için iyiydi.
Gerilimden hoşlandığım söylenemez. :)

Kitap güzeldi,hoştu ama ilk yarısı cinayet gibi geldi bana.
Kim bilir belki de kendimi veremedim.
Ortalama 150 sayfa bitmek bilmedi.
Hatta yarım bırakmayı bile düşündüm.
Fakat Incarceron almak istediğim kitaplar arasında ilk 20 ye girdiği için yarıda bırakmaya kıyamadım.

İyi kide kıyamamışım.
Kitabın ikinci yarısı su gibi aktı gitti.
Hatta itiraf ediyorum dayanamayıp sonuna baktım.
Suçluyum..Asın beni...
Ama pişman değilim :)

Serinin ikinci kitabı Sappique.
Sanırım onu almak için önce elimde ki yığını temizlemem lazım.
Yaklaşık 12 kitap beni bekliyor.
Bende onları.

ALINTI :

Müdür sakince konuştu:"Gülümsemen iyi olur."
Claudia gülümsedi.O neşeli, özgüvenli gülümseme hayatındaki her şey gibi sahteydi,soğukluğun üstüne örtülmüş bir pelerindi.
               sayfa: 252


Gildas öne çıktı.Bembeyazdı,seyrek saçları terden ıslanmıştı."kimsin sen?" dedi  hırıltılı bir sesle.
"Ben ıncarceron'um,ihtiyar.Bilmen gerekir.
Beni Sapientler yarattı.Ben sizin büyük,dev,muazzam başarısızlığınızım. Can düşmanınızım."

                                                                           sayfa: 254

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu






Herkese hayırlı günler..
Gençliğimden beri Kişisel Gelişim Kitaplarına ilgi duymuşumdur.
(Gençlik derken Orta okul - Liseden bahsediyorum :)  )

Yukarıda gördüğünüz kitapların bazıları  yıllar öncesinden kalma.
Üzüntüsüz yaşamak en favorim(di)
Bazılarını da çocuklar olduktan sonra aldım.
Almaya da devam ediyorum.
Hatta bu gidişle daha çok kitap alırım ben ;)

Özellikle lise yıllarında okul kütüphanesinden  bu tarz kitaplar alıp okumuşluğum çok olmuştur.
Ne yalan söyleyeyim kimini yalayıp yuttum.
Kimi haftalarca süründü elimde.
Kimi beni bunalıma soktu.
Kimi birçok şeyi farketmeme neden oldu.
Hatta Edebiyat Tarihi öğretmenimiz ......
ismi aklıma gelmiyor maalesef.
Ama kendi tabiriyle ''Protez Kalp'' 
(bir insan kendine neden böyle bir şey derki. Hep benim kalbim protez, insan değilim ben  neden varım  falan gibi derin açıklamaları olurdu.)
Evet işte bu öğretmenimiz bana şöyle derdi
"Okuma kızım bunları, kafayı yersin."  :S

Hatta bana birkaç kitap getirmişti de 
daha okurken bunalıma girmiştim.

Hocam bu satırları okuyorsan kusura bakmıycan artık.
Normal bir insan olmadığınızı o kadar çok söylediniz ki aradan 14 yıl geçmesine rağmen sizi unutamadık.
Ama sizinde söylediğiniz gibi
Normal değildiniz be hocam... :)))
Aklıma takıldı gittim okul yıllığını aldım geldim.
İsmi Mustafa  Soy ismini söylemeyeyim artık...

ve Mustafa hocadan bir kesit.

"Espri diye bir şey yoktur. Herkes kendi esprisine gülsün. Benim esprilerime gülmeyin.
Kızım espriyi ben yaptım sadece ben gülerim.
Size ne oluyor ki..."


(Bu bir şaka değildir.İşte öğretmenlerimden yalnızca biri..)


Neyse konu çok dağıldı.
Velhasıl severim kitap okumayı.
kimini evlenirken getirdim
kimi annemde kaldı
kimi de zaten kütüphane malıydı.

Bu tarz kitaplarda yazar çok önemli..
Anlatım çok önemli...
Iyyyyykkkk getiren kitaplarım var maalesef.
okunmuyor arkadaş azıcık akıcı yazın.
Bir de lütfen konusunda uzman olmayanlar kişisel gelişim adına hiçbir şey yazmasın.

Aşağıdaki kitap sağlık kitabı 
Okurken kendimi çok fazla geliştirdim.
Keşke okuduğum bütün kitaplar böyle güzel ve bilgilendirici olsa.

Alıp okumadıklarım ya da yarım kalanlar da var. Onlar da güzel ve okunacaklar ancak 
sıralamada düzenleme yapmam gerekiyordu ;)


Çocuğunuza sınır koyma ve Bütüncül psikoterapi yarım...
Hiperaktif Çocuk Okulda dan sonra okunacaklar..
Şimdi gelelim Asıl konuya..



DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU



Arka Kapak
Sanırım bu kitabı okuyan herkesin yolu bir biçimde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğundan geçiyordur. Çocuğunda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ( DEHB ) olan anne babalar, öğretmenler, profesyoneller ve kendisi hiperaktif olanlar. Yolu herhangi bir nedenle dikkat eksikliği hiperaktiviteden geçen okurlar için iyi bir haberimiz var : 
Dikkat eksikliği hiperaktivite çok iyi bir bozukluktur.

Eğer ciddiye alınıp doğru tedavi edilirse normal bir çocuk, ergen veya erişkin ile DEHB olan biri arasında neredeyse hiçbir fark yoktur. DEHB, bir göz bozukluğu olan miyop gibidir.
Hiç çocuğunun gözü bozuk diye aşırı dertlenen anne baba yoktur ya da kendisinde miyop olduğu için çok üzülen biri. Belki varsa bile istisnadır.
İlk bakışta pek çoğumuza ilginç gibi gelse de DEHB de miyop gibidir. Yalnız burada bozuk olan göz " beynin gözü" dür. Gözümüz gibi beyin Gözümüzün bozukluğunu da erken tanıyıp tedavi edersek bu olası sorunları en aza indirebiliriz.
Tıptaki bütün hastalıkların tedavisinde olduğu gibi, DEHB tedavisinde de başarıyı getiren çok önemli iki nokta vardır. 
Erken tanı- tedavi ve bilinçli olmak.



YORUMUM..


Hocam siz yazın ben okuyayım.
Bu kitabın bana katkısı çok.
Aslında okuyalı baya bir zaman oldu.
Bir çok şeyi unuttum.
Daha doğrusu buraya neler yazacağımı unuttum.
Onun dışında oğluma ( ki oğlumda bu hastalığa dair bir çok belirti var )
karşı nasıl davranmam gerektiğini öğrendim.

Yaptığım hataların farkına vardım.
Elimden geldiğince çoğunu düzelttim.
vs.. vs..

Alın okuyun anacım.
Ben şimdi hangi birini anlatayım.
içinde çok güzel bilgiler var.

Çocuklarda ve Büyüklerde DEB ve DEHB  belirtileri nelerdir .

Sizde ve ya çocuğunuzda bu belirtilerden var mı ?

Bu hastalığın tanısı nasıl konur.

Tedavisi nedir ?

Kullanılan ilaçlar hakkında detaylı bilgi..

vs.. vs..


Hepsi Gayet açık bir şekilde anlatılmış.


Normalde okuduğum kitapların altını çizmem.
Ama bu kitabı çizik çizik ettim.
zaten kaynak kitaplarımın altını hep çizerim :)

Altı çizili satırlardan bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum.

DEHB çocuğu olan anne babalar ne yapmalılar?

1-  Anne baba olarak kendinize iyi bakın.
Dinlenmiş, morali iyi olan ve sabrı geniş bir anne baba gereklidir.

2-  Rakibi ciddiye alın.
Rakip büyük ya da küçük olsun ciddiye almadığımız zaman bizi yenilgiye uğratır.

3-  Uyarı sayısını azaltın.

4-  Kesinlikle nasihat etmeyi bırakın.

5-  Bire bir çalışmaya yönlendirin.

6-  Televizyonu en azından belirli bir süre kapatın.

7-  Çocuğunuzu bilgisayar bağımlılığından ve bilgisayarın zararlarından koruyun.

8-  Çocuklarınızı spor aktivitesine yönlendirin.



SON SÖZ

İlgi gösterme olumlu ve olumsuz biçimde olabilir.
''Olumlu ilgi '', çocuğa hoş sözler söyleme , sevme, okşama, kucaklama ve ödüllendirme,
'' olumsuz ilgi '' ise kızma, bağırma, cezalandırma ve dövme biçiminde gösterilen ilgidir.
Çocuklar için ilgi görmek o kadar önemlidir ki; ''olumlu ilgiyi '' elde edemediklerinde,
''olumsuz'' da olsa ilgi görebilmek için çaba gösterirler.

PROF. DR. EYÜP SABRİ ERCAN